Kozmik Sahne Hazırlanıyor: Maskelerin Düşeceği Aslan Tutulmasına Hazır Mısınız?
Deneysel Astrolog Mihrap Sarıçiçek'in yazısı...
Sevgili okurlar,
Gökyüzü, kibrin ve güç gösterilerinin sahnelendiği sarsıcı bir dönemeçten geçiyor. 12 Ağustos’ta Aslan burcunun 20 derecesinde gerçekleşecek olan Güneş tutulması, hem bireysel hem de kitlesel ölçekte büyük uyanışların ve beklenmedik dönüşümlerin habercisi. Liderlerin, sanat dünyasının ve güç sahiplerinin sınanacağı bu süreçte, gökyüzü bizleri "ben" kibri ile "biz" bilinci arasında derin bir sorgulamaya davet ediyor.
12 Ağustos'ta Aslan burcunun 20 derecesinde bir Güneş tutulması gerçekleşecek. Güney Düğüm yönlü bu tutulma, aslında yeniliğe giden adımda geçmiş yeteneklerimizden yararlanmamız gerektiğini gösteriyor. Aslan temasının hakim olduğu her gökyüzü olayında olduğu gibi; sahnede yine liderleri, yöneticileri, sanat dünyasını, güç gösterilerini ve spekülatif haber akışlarını görebiliriz.
Tutulmanın dahil olduğu 126. Saros serisini ünlü astrolog Bernadette Brady şöyle açıklar: Umudun tükendiği anlarda gelen ani kurtuluşlar, zihnimizi ve hayatımızı meşgul eden derin kaygılar, kozmosun sunacağı beklenmedik bir çözümle bir anda dağılabilir. Tıkandığını düşündüğümüz, olumsuz görünen durumlar birdenbire önümüzde yepyeni seçenekler açabilir. Buradaki tek kritik threshold/eşik, harekete geçme arzumuzu doğru yönlendirebilmektir. Yani olumsuzlukları yılmadan, bunalıma girmeden görüp olumlu alana geçersek, bize sunulacak güzelliklerin var olacağını belirtmektedir.
Kova-Aslan aksı tutulmaları; "Ben" kişiselliği mi, "Biz" bilinci mi? sorunsalını ortaya çıkaracaktır. Aslan burcunun gölge yanı olan kibir, bizlerin dipsiz kuyusu olacaktır. Tam bu noktada ünlü hikâyeyi hatırlayalım: "Kral Çıplak." Birçoğumuz okumuş ya da dinlemişizdir. Gökyüzündeki etkiler, tam da orada anlatılmak istenen olay örgüsünü bizlere hatırlatmakta. Yazının sonunda hikâyeyi detaylandıracağım ama önce etkilerden konuşalım istiyorum.

Aslan burcunun "Her şeyi tek başıma yaparım", "Her şey benim olsun", "En özel benim" yaklaşımı; bu dönemde bireyleri ve liderleri büyük bir yıkıma götürebilir. "Tek başıma yürürüm" diyerek bugüne kadar kendisini taşıyan yol arkadaşlarını, birliktelikleri, kurumları veya değerleri hiçe sayanların çöküşüne tanıklık edeceğimiz bir süreç yaşayabiliriz. Zor zamanlarda grubu bir arada tutabilen, "Ben kazanıyorsam hepimiz kazanacağız" diyen liderler ayakta kalabilir; kibriyle hareket edenler ise hızla irtifa kaybedebilir.
Brady’nin Saros serisi hakkında vurguladığı önemli noktayı hatırlayalım: Olumlu alanları görüp kaçırmadan harekete geçenin kazanacağını belirtmişti. İşte bu süreçte bizlerin irade ve eyleme geçebilme güdüsünü anlatan Mars devreye girecektir. Mars, 0 derece Yengeç burcunda, anneliğin kutsallığını anlatan Ceres ile kavuşum açısı yapmaktadır.
İşte bu görünüm tüm dinamikleri değiştirebilir: Vatan, toprak, su, aile, ev ve en mahrem gölgelerimizde sakladığımız tüm konularda pasif-agresif, tutucu ve baskıcı olabiliriz. Küresel anlamda anne ve anne adaylarının, özellikle bu süreçte çocuklarını korumaya yönelik birçok eylemine şahit olabiliriz. Ceres’in mitolojik hikâyesine baktığımızda; beslenemeyen, kaçırılan, esir tutulan çocukların olayları ile tekrar karşılaşabiliriz. Kadın figürlerin isyanına tanıklık edebiliriz.
Venüs, Uranüs, Plüton, Neptün ve Merkür arasında oluşan olumlu görünümler sayesinde; kitlesel anlamda adalet, idealizm, sanat, güç dengesi ve anlaşmaların iç yüzünü anlamak adına yapılan eylemleri görebiliriz. Bu görünüm aynı zamanda iletişim kanallarını yanıltıcı bir şekilde kullanan ve halkı hipnoz eden teknoloji devlerinin de görünür hale gelmesini sağlayabilir. Bu yapılar yasaklarla karşı karşıya kalabilir. Sanal paranın dolaşımı ve bu konuda yeni düzene geçen devlet politikaları ortaya çıkabilir.
Sanatsal alanda birçok başarı elde edilebilir; yeni sanat akımlarına "merhaba" diyebiliriz. Ancak bu akımların içinde mutlaka ideolojik bir yaklaşım olacağını unutmayalım. Sessizliğin sesi olma yolunda lider sanatçıları sahnede görebiliriz.
Gelelim "Kral Çıplak" Hikâyesine…
Gücü tek elde tutma arzusu ve aşırı özgüven, beraberinde her zaman en büyük körlüğü, yani kibri getirebilir. "Ben yaptım oldu", "En doğrusunu ben bilirim" anlayışı hâkim olmaya başladığında, etraftaki dürüst sesler birer birer yok olur. Yerini, sırf kendi konforunu korumak için her yanlışa "evet" diyen, alkış tutan bir kalabalık alır.
Haritanın ana eksenlerine baktığımızda bu tablo, Hans Christian Andersen’in o unutulmaz "Kral Çıplak" hikâyesinin tam karşılığı olabilir:
Hikâyedeki kralın kibri, gösteriş merakı ve "en özel benim" tutumu; gökyüzündeki Aslan burcunda yer alan Jüpiter ve Merkür'ün abartılı, kendini dev aynasında gören ve gerçeği süsleyen yapısıyla bağdaştırılabilir.
Krala aslında var olmayan elbiseler dokuduklarını söyleyen düzenbazlar; Venüs ve Neptün’ün Merkür Aslan’a yaptığı görünüm ile o büyük illüzyonu ve kitleleri etkisi altına alan şov anlayışını temsil edebilir.
Saray erkânının ve halkın sırf "aptal veya yetersiz" görünmemek adına kralın çıplaklığını saklaması ve elbiseyi övmesi, benlik korkularının hakikatin önüne geçmesini simgeleyebilir.
Ancak bu Aslan vurgusunun tam karşısında duran Plüton, tüm bu yapay ihtişama, güç oyunlarına ve kibirli gösterilere karşı yıkıcı ve soyucu bir hakikat baskısı oluşturabilir. Hikâyenin sonunda kalabalığın içindeki tek bir çocuğun "Kral çıplak!" diye bağırması, tam da Plüton karşıtlığının o sarsıcı uyanış anını gösterir.
Tek başına hareket eden, "her şey benim olsun" diyen ve çevresindekileri yok sayan liderlerin veya oluşumların maskeleri bir anda düşebilir. Gururla ve kibirle sahnede yürüdüğünü sananların aslında ne kadar savunmasız ve çıplak kaldığına tüm toplumca tanıklık edebiliriz.























