Herkes Yaralı, Her Şey Yeniden Kuruluyor... 26 Ekim Boğa Dolunayı Dünyayı ve Bizi Nasıl Dönüştürecek?
Deneysel Astrolog Mihrap Sarıçiçek'in yazısı…
Gökyüzü, hem bireysel ruhumuzun en derin ve saklı kalmış köşelerine ayna tutan hem de küresel ölçekte taşları yerinden oynatan sarsıcı bir dönemeçten geçiyor. 26 Ekim sabahı saat 07.11’de Boğa burcunun 2 derecesinde gerçekleşecek olan Dolunay; maddi ve manevi değerlerimizden sadakat anlayışımıza, tutkuyla bağlandığımız ve sevdiğimiz her şeyle sınavımıza kadar uzanan derin bir bırakma ve sancılı bir dönüşüm sürecini işaret edebilir.
Dolunay’ın arkasındaki ilahi orkestra oldukça hassas dengeleri göstermekte. Boğa burcunun yönetici gezegeni Venüs, son derecelerinde ve retro hareketine devam ederken ikili ilişkilerde, denge kurduğumuz alanlarda, ahenk ve uyum aradığımız her noktada bizi adeta en iyi bildiğimiz yerden sınamaya hazırlıyor gibi...

Venüs’ün karşısında duran Şiron (Kayron) ise Sezen Aksu’nun o unutulmaz dizelerini hatırlatıyor: “Yaralı tepeden tırnağa herkes yaralı…” Zamanında üstünü örttüğümüz, bizi biz yapan tüm köklü değerler ve sevdiklerimizle ilgili askıda kalmış mevzular kaçınılmaz bir şekilde yeniden gündemimiz olabilir.
Güneş ve Ay’ın, Juno ve Plüton kavuşumuyla kurduğu zorlayıcı görünüm; iş birlikleri, ortaklıklar ve "öteki" dediğimiz her türlü alanla alakalı ciddi sıkıntıların su yüzüne çıkacağını gösterebilir. Bu süreçte yıllardır yıkılmaz gördüğümüz köklü evliliklerin sarsıldığına, şirket evliliklerinin ve ticari ortaklıkların sonlandığına şahit olabiliriz. Açık düşmanlıkların arttığı, gücün ve otoritenin kötüye kullanıldığı karanlık alanlar tek tek açığa çıkabilir.
Ankara koordinatlarına göre yükselenin (Asc) Akrep burcunda olması, kolektif düzlemde ve coğrafyamızda doğal krizlerin tetiklenebileceğini gösterebilir. Akrep’in yönetici gezegeni Mars’ın Aslan burcundaki mağrur duruşu, krizler karşısında geri adım atmayacağımızı ve kendimizi ortaya koymaktan çekinmeyeceğimizi söylese de; Merkür ile yaptığı olumsuz açı iletişimde büyük kilitlenmelere işaret edebilir. Sert restleşmeler, ani öfke patlamaları, her türlü iletişim aracının aksaması ve mekanik aletlerin bozulması bu dönemin kaçınılmaz artçı şokları arasında yer alabilir.
Dünya Sahnesinde Neler Yaşanacak?
Gökyüzünün Sabian sembolleri, fırtınanın ortasındaki kolektif reçeteyi bizlere sunuyor. Boğa’daki Ay’ın temsil ettiği "Yoncalarla kaplı çimenliğe çıkan basamaklar", dünya ne kadar yaralı olursa olsun adım adım ve kararlı bir çabayla iyileşebileceğimizi gösterir. Güneş’in Akrep’teki "Bir evin inşası" sembolü, krizlerden ancak toplumsal dayanışma ve imece ruhuyla çıkabileceğimizi vurgulayabilir. Plüton’un Kova’daki "Hindu şifacı" sembolü ise tüm bu küresel sarsıntıların nihai amacını özetliyor gibi: Hırstan ve güç savaşlarından arınarak, öz-disiplinle bozulan dengeleri yeniden düzenlemek…
Sembollerin ve sert gezegen açılarının ışığında küresel düzeyde yaşanabilecek olası gelişmeler şunlardır:
Ekonomik Krizler ve Yeni Finansal Sistemler: Boğa-Akrep hattı doğrudan finans, toprak, emtia ve ortaklaşa paraları temsil eder. Gökyüzündeki Plüton T-Karesi; küresel piyasalarda, dev bankacılık sistemlerinde, uluslararası borç krizlerinde ve borsa kanadında sert dalgalanmalara yol açabilir. Geleneksel para sistemlerinin zorlandığı, dev şirket evliliklerinin iflas veya anlaşmazlıklarla bozulduğu ve yeni dijital ekonomik düzenlemelerin kaçınılmaz hale geldiği bir süreç görebiliriz.
Gıda Güvenliği, Tarım ve Doğal Afetler (Boğa 3° - "Yoncalarla Kaplı Çimenlik"): Sembol, toprağın, doğanın ve gıdanın değerini en çıplak haliyle tekrar bize hatırlatmakta. Yükselen Akrep ve Boğa Dolunayı; yer hareketlerini ve doğrudan toprağı/suyu etkileyen gelişmeleri tetikleyebilir. Dünya genelinde gıda tedarik zincirlerinde aksamalar yaşanırken, sürdürülebilir tarım alanlarının korunması ve küresel gıda krizleri uluslararası diplomasinin birincil gündem maddesi haline gelebilir.
Uluslararası İttifakların Yıkılışı ve Yeniden İnşası (Akrep 3° - "Bir Evin İnşası / Komşuların İşbirliği"): Plüton etkileşimi ve sembolün birleşimi; yıllardır devam eden uluslararası askeri/siyasi paktların, devletlerarası tarihi anlaşmaların ve bölgesel blokların çatırdadığını gösterebilir. Bireysel veya tek taraflı güç gösterilerinin işe yaramayacağı bir dönemdeyiz; devletler ancak komşuluk ve bölgesel iş birlikleriyle yeni diplomatik "evler" inşa etmek zorunda kalabilirler. Gücün kötüye kullanıldığı otoriter skandallar ise tek tek ifşa olabilir.
Dini Oluşumların Çatısının Yıkılışı ve Siyasi Rejim Dönüşümleri: Geleneksel inanç yapıları ve din odaklı otoriter kurumlar ciddi bir çatırdama sürecine girebilir. Jüpiter’in aldığı sert açılar ve Plüton Kova etkisi; katı, dogmatik ve otokratik sistemlerin halklar gözünde meşruiyetini yitirmesine sebep olabilir. Otokrasinin baskıcı gölgesi gerilerken; doğrudan klasik bir sosyalizmden ziyade, Plüton Kova’nın temsil ettiği halkın eşitlikçi dayanışması, kolektif demokrasi, şeffaf komüniteler ve katılımcı yönetim modellerini öne çıkarabilir. Dini ve siyasi arenada gücü kötüye kullanan yapıların çatıları birer birer sarsılabilir.
Sağlık Devrimleri ve Teknoloji/Sistem Şifalanması (Kova 4° - "Hindu Şifacı"): Plüton Kova'nın Apex noktasındaki bu sembolü, kolektif alanda bozulmuş olan dengelerin köklü bir terapi sürecinden geçebileceğini gösterir. Küresel ölçekte tıp dünyasında, biyoteknolojide ve toplum sağlığı modellerinde eski yöntemlerin tıkandığını görebiliriz. İnsanlığın "teknoloji ile doğa" arasındaki dengesizliğini iyileştirecek yeni tedavi yöntemleri, kolektif değişim hareketleri ve sistem reformları dünya gündemine oturacaktır.
Jeopolitik Restleşmeler ve İletişim Kilitlenmeleri: Merkür’ün hem Mars’a hem de Aslan burcundaki Jüpiter’ε yaptığı sert kare açı; liderler düzeyinde kibir, büyük laflar ve abartılı ego çatışmalarıyla beslenen diplomatik restleşmeleri tırmandırabilir. İnançlar, yasalar ve ideolojiler üzerinden yürütülen fanatik söylemler tavan yaparken; siber saldırılar, uydu/internet ağlarında büyük aksamalar, havacılık ve mekanik arızalar sebebiyle küresel iletişim kanallarında ani felçler yaşanabilir.
Fırtına ne kadar sert koparsa kopsun, Sezen Aksu’nun o eşsiz şarkısında söylediği gibi: “Geçer geçer, bu da geçer…”
Yıkılan her eski yapı, kabuk bağlayan her eski yara, daha sağlam bir geleceğin ve iyileşen bir ruhun göstergesidir.























