Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği'nin (TÜSİAD) Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda konuşan Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, "Güç blokları oluşumu, teknoloji yarışı, hibrit güvenlik tehditleri, ekonomik yaptırımlar sonucu yavaşlayan küresel büyüme, iklim değişikliğinin etkileri ve son dönemde ABD'nin öngörülemez dış politikası büyük bir belirsizlik ortamı yaratıyor" dedi. Belirsizlik içeren bu dönemin Türkiye için bir fırsat oluşturabileceğine dikkati çeken ve beş hedef sıralayan Aras, "İnsan kaynağını sisteme daha fazla dahil eden, beceriyi işle buluşturan, verimli firmaları büyüten, kuralları üretkenliği ödüllendiren şekilde sadeleştiren, teknolojiyi ve iyi yönetimi yaygınlaştıran bir büyüme tasarımıyla verimliliğe dayalı kalkınmayı gerçekleştirebiliriz. 2026'yı bir geçiş yılı gibi görmeyelim, verimlilik ile kalkınma yılı yapalım" diye konuştu. Bugün görevi devredecek olan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da, "TÜSİAD’da temsil ayrıcalık değil, ülkeye katkı için üstlenilen vazifedir. Bu sorumluluğu taşırken kim olduğunu ve nereden geldiğimi hiç unutmadım" dedi. Turan, büyük şair Nazım Hikmet'in 'Davet' şiirinden dizelerle seslenerek, "Yaşamak tek bir ağaç tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine. Bu dizeler yalnızca bir umut çağrısı değildir, bir sorumluluk tarifidir. Bu memleket hepimizin, bu memleket bizim" diye konuştu. Genel kurulda, başkanlık için tek aday olan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Diren, yapılan oylama sonucunda 165 oyla yeni başkan seçildi.
Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği'nin (TÜSİAD) Olağan Genel Kurul Toplantısı İstanbul'da Four Seasons Hotel Bosphorus’da gerçekleşti.
Genel Kurul, Başkanlık Divanı Heyeti'nin seçimiyle başladı. Verilen önergede, Tuncay Özilhan, Ali Tuğrul Alpacar, Dilan Büyükdağ, Pınar Sarıtaş divan heyetine önerildi. Önergenin kabul edilmesinin ardından saygı duruşu yapıldı ve İstiklal Marşı okundu.
Genel Kurul'un açılış konuşmalarını, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan yaptı.
"Değişen güç dengeleri, ülkelerin tepkilerini ve önceliklerini giderek daha fazla şekillendiriyor"
Büyük değişimlerin yaşadı ve tarihe geçecek 2025 yılını geride bıraktıklarını ifade eden Aras, "Ülkelerin iç politikalarında ve ekonomilerinde yaşananlar, jeopolitik gelişmelerin uluslararası ticaret düzenine etkileri, iklim değişikliğinin neden olduğu tabi afetler, teknolojik gelişim ve yapay zekanın hayatımızda daha geniş alana girmesi ve 2025 yılında yaşadığımız temel değişimin temel alanları. 2025'te büyük bir değişim yaşadık derken, 2026 yılına dünya hızlı girdi. 3 Ocak'ta Venezuela'da olduğu gibi jeopolitik gelişmeler başka bir noktaya taşındı. BM Güvenlik Konseyi'nin uluslararası hukuka dair değerlendirmeleri bir referans noktası olmaya devam ediyor. Ancak değişen güç dengeleri, ülkelerin tepkilerini ve önceliklerini giderek daha fazla şekillendiriyor. Değişim hızla devam ediyor. Güç blokları oluşumu, teknoloji yarışı, hibrit güvenlik tehditleri, ekonomik yaptırımlar sonucu yavaşlayan küresel büyüme, iklim değişikliğinin etkileri ve son dönemde ABD'nin öngörülemez dış politikası büyük bir belirsizlik ortamı yaratıyor" dedi.
Aras, "Ekonomik güç gelişmiş Batı'dan Doğu'ya özellikle Çin'e kayarken, ABD'nin askeri gücünün tartışılmaz üstünlüğü, geçmişte hiç görülmemiş bir güç ayrışmasına ve belirsizliğe yol açıyor. Tarihte birçok örneği olduğu gibi, belirsizlik ortamında doğru pozisyon alan ülkeler büyük fırsatlar yakalarken, yanlış konumlanan ülkeler de büyük darbeler alıyor" diye konuştu.
"Yeni dünya düzeninde büyümenin kalbi verimlilik olmak zorundadır"
Belirsizlik içeren bu dönemin Türkiye için bir fırsat oluşturabileceğine dikkati çeken Aras, şunları söyledi:
"Doğru pozisyon alarak ve bölgesel avantajlarımızı kullanarak verimliliğe dayalı kalkınma modeliyle hedeflerimize ulaşabiliriz. Yeni dünya düzeninde büyümenin kalbi verimlilik olmak zorundadır. Verimlilik artmazsa büyüme kırılgan kalır. Enflasyonla mücadele zorlaşır ve uzar. Ücretler reel olarak yükselmez. Refah artışı gerçekleşmez. Gerçekleşen enflasyon ile algılanan enflasyon arasında fark olur. Verimliliğe dayalı ekonomik büyümeye geçebilirsek ülke olarak kalkınmayı sağlayabiliriz. Ekonomik büyüme olmadan kalkınma olmaz. Ama ekonomik büyüme otomatik olarak kalkınma yaratmaz. Kalkınma büyümenin topluma adil ve sürdürülebilir şekilde yayılmasıdır. 2026'nın ana gündemi verimlilik seferberliği olmalıdır.
Küresel ekonomi daha seçici ve maliyetli bir düzene geçti. Bu geçici bir dalga değil. Oluşan bu yeni mimari rekabetin ölçüsünü değiştirdi. Bu dönüşüm üç alanda somutlaşıyor. Birinci değişim, jeopolitik ve yaptırımlar rejiminde. Savaşlar, yaptırımlar ve ihracat tarifeleri ticareti uzaktan izlemiyor, içine giriyor. İkinci değişim, sanayi politikası rejiminde. Büyük ekonomiler üretimi yeniden konumlandırıyor. Kritik girdileri kendileri üretmek istiyor. Tedarik zincirini kısıtlıyor. Teknoloji geliştirmeyi, erişimi ve kullanmayı stratejik bir alan olarak yönetiyor. Üçüncü değişim standartlar rejiminde. Standartlar artık pazar erişiminin ön koşulu. Karbon ayak izi, izlenebilirlik, ürün ve veri güvenliği soyut hedefler değil. Sınırda siparişi durdurabilen, iptal ettirebilen, finansmanı pahalılaştırabilen kurallar. Bu üç değişim birleşince küresel rekabetin ölçütü değişiyor. Ucuz üretim tek başına yetmiyor. Bu yeni düzende büyüme ile kalkınma arasındaki ilişki daha belirgin hale geliyor.
"Verimliliği arttırarak, rekabet gücü yaratacak stratejik avantajlarımız var"
Türkiye açısında mesele net. Verimliliği arttırarak, rekabet gücü yaratacak stratejik avantajlarımız var. Bunları akılcı kullanarak, verimlilik artırımı sağlamalıyız. Eşsiz bir pazar erişime sahibiz. Üretim çeşitliliği sunan bir sanayimiz var. Katma değerli ürün üretme potansiyelimiz var. Küresel ticaret zincirlerini entegre olma tecrübemiz var. Savunma sanayide akıllı adımlar atmış durumdayız. Tarım alanı ve sulama imkanlarımız var. Yaşlanan Avrupa başta olmak üzere tüm çevre ülkelere üstün sağlık hizmeti sunma avantajımız var. Her sektörde verimlilik yaratmak için iyi eğitilmiş insan kaynağına ihtiyaç var. Doğru eğitim politikaları ve fırsat eşitliği sağlandığında potansiyeli yüksek gençlerimizle katma değerli ürün yaratma potansiyelimiz var. Tersine beyin göçünü gerçekleştirip, eğitimi de sağlık gibi ihraç ettiğimiz bir hizmet haline getirebiliriz."
Yeni başkan Ozan Diren oldu
Genel kurulda, başkanlık için tek aday olan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Diren, yapılan oylama sonucunda 165 oyla yeni başkan seçildi. Diren, 2026–2027 döneminde görev yapacak.
Yeni dönemde TÜSİAD yönetiminde yer alması beklenen asil liste de şekillendi.
Buna göre, Ozan Diren’in başkanlığındaki yönetimde Meltem Akol, Elif Çoban, Fatih Kemal Ebiçlioğlu, Azmi Gümüşoğlu, Aslıhan Güreşçier, Perihan İnci, Şerafettin Karakış, Ömer Mert, İbrahim İzzet Özilhan, Ahu Serter ve Feyyaz Ünal yer alacak.



















