Sanayide Maliyet Baskısı, Piyasada Tahsilat Krizi...
Mustafa Zafer'in yazısı…
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından uygulanan sıkı para politikaları ve krediye erişim koşullarının önemli ölçüde daralması sonucunda, başta KOBİ’ler olmak üzere reel sektör temsilcilerinin finansmana erişiminde ciddi güçlükler yaşandığı görülmektedir. Özellikle işletme sermayesine ulaşımın maliyetli hale gelmesi borç ödeme kapasitesinde zayıflamaya yol açmış; bu durum konkordato taleplerinde kayda değer bir artışı beraberinde getirmiştir.
Konkordato kurumunun kötü niyetli kullanımının önüne geçilmesi amacıyla mevzuat ve uygulama düzeyinde çeşitli tedbirler alınmasına rağmen, 2026 yılının ilk dört ayında 683 borçlu hakkında geçici mühlet kararı verilmiştir. Oysa 2020–2023 yılları arasında yıllık ortalama yaklaşık 450 borçlu hakkında geçici mühlet kararı verilirken, bu sayı 2024 yılında 1.723’e, 2025 yılında ise 2.817’ye yükselmiştir.
Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan resmi verilere göre, 2016 yılında 25.225.184 olan icra dosyası sayısı, 2025 yılı itibarıyla 33.034.679’a ulaşmış olup işlem gören dosya sayısında yüzde 30’un üzerinde artış meydana gelmiştir. Aynı dönemde iflas tasfiye dosyalarında da artış yaşanmış; 2016 yılında 3.433 olan iflas tasfiyesi sayısı, 2025 yılında yaklaşık yüzde 40 oranında yükselerek 4.784’e çıkmıştır.

İcra ve iflas dairelerinde işlem gören dosyaların sonuçlandırılma sürelerinin resmi verilere göre yaklaşık üç yıla yaklaşması, ticari hayatta tahsil kabiliyetini zayıflatmakta ve konkordato taleplerinin artışında dolaylı bir etken olarak değerlendirilmektedir. Tahsil edilemeyen alacakların oluşturduğu domino etkisi, tedarik zinciri içerisinde yer alan çok sayıda şirketi doğrudan etkilemektedir.
Öte yandan, küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gerilimler ve özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki ticaret akışında meydana gelen aksaklıkların da önümüzdeki dönemde konkordato taleplerini artırabilecek risk faktörleri arasında yer aldığı değerlendirilmektedir. Ham maddeye erişimde yaşanan güçlükler ve artan enerji maliyetleri üretim zincirini doğrudan etkilemekte; petrol ve petrol türevlerindeki fiyat artışları, başta sanayi üretimi olmak üzere birçok sektörde maliyet baskısını artırmaktadır.
Özellikle tekstil, inşaat ve beyaz eşya sektörlerinde gözlemlenebilecek olası daralma riskinin istihdam piyasası üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabileceği; bu durumun yığınsal işsizlik riskini beraberinde getirebileceği öngörülmektedir.























