Fatih Altaylı’dan Emin Pazarcı'ya: "Kızın hata yapabilir ama yalan söylemek hiç olmadı!"

Fatih Altaylı’dan Emin Pazarcı'ya:
A- A+

Gazeteci Fatih Altaylı, kızı çakarlı araçla maça giden Emin Pazarcı’nın "koruma kararım var" savunmasının İstanbul Valiliği tarafından yalanlanması üzerine, hem meslek etiği hem de koruma kültürüne dair çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Altaylı'nın “Çakarla adam olmak” başlıklı yazısı şöyle;

"Bir gazetecinin kızının Galatasaray maçı sonrası tepesinde “çakar” tabir edilen ışıldaklarla şampiyonluk turuna çıkması son derece haklı biçimde eleştirilere neden oldu.

Kızın babası olan gazeteci ise “O benim otomobilim. Terör örgütlerinin ölüm listesindeyim, bu nedenle koruma kararım var ve çakar kullanıyorum” diyerek kızını savunmaya kalkıştı.

Ancak yalanlama İstanbul Valiliği’nden geldi.

İstanbul Emniyeti söz konusu aracın koruma kapsamında verilen bir çakara sahip olmadığını açıkladı ve 170 bin TL cezayı kesti, aracı trafikten men, ehliyeti de geçici süre iptal etti. Helal olsun Vali Bey’e.

Burada akılda kalan babanın yalanı. Kızı bir hata yapabilir. Babaya düşen “Kızım bir hata yaptı. Cezası neyse öder” demekti ki kızı da zaten çocuk değil. Konu kapanırdı. Yalan söylemek hiç olmadı. Zaten gazetesi de yazarı zorunlu izne çıkarmış.

Gelelim koruma ve korunma meselesine. Bugünlerde kimi gazetecilerin veya tanınmış şahısların korumalarına yaptırdığı “çirkin” işler konuşuluyor.

Ben de bir gazeteci olarak geçmişte uzun süre Bakanlar Kurulu kararıyla yakın korunması gereken şahıs statüsüne alındım. 1992 yılından yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılına kadar Korumalar Şube Müdürlüğü tarafından tahsis edilen bir yakın korumam vardı. İlk yollanan memur arkadaş ile pek anlaşamadığımız için dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’den ricada bulundum, onu çekip başka birini yolladılar. Gelen İbrahim ile ölümüne kadar hiç ayrılmadık.

30 yıl boyunca evimizin, ailemizin bir parçası oldu. Ailesi de ailemiz.

Bir gün bile İbrahim’e ne özel ne de başka bir işimi yaptırmadım.

Bir gün bile çantamı, bavulumu, market poşetimi taşımadı, taşıtmadım.

O beni korumakla görevliydi, işlerimi yapmakla değil.

Bir gün bile çakarlı otomobil kullanmadık.

Biz tehdit edilmiyor muyduk! Bölücüsünden İslamcısına türlü örgütün listesinde yer aldık. Tek bir gün aklımıza gelmedi emniyet şeridinden çakarlı çakarlı gitmek. Çocuklarımızın da gelmedi.

Otomobile çakar taktırsam önce kızımdan ve eşimden fırça yerdim “Utanmıyor musun” diye.

Sadece ben miydim böyle davranan…

Değil elbette. O zaman bir edep vardı.

Hürriyet gazetesi yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök de çakar kullanmazdı, hiç görmedim, Sabah yayın yönetmeni Zafer Mutlu da, Milliyet’ten Umur Talu da, Sedat Ergin de.

Uğur Dündar’ın da hep koruması vardı ama hiç çakarlı otomobili olmadı. Rahmetli Güneri Civaoğlu’nun meşhur Jaguarı’na hiç çakar takılmadı, Emin Çölaşan’ın da, Basın Konseyi Başkanı eski milletvekili Oktay Ekşi’nin de.

O zaman terör yok muydu! Fazlası vardı. Gazeteciler patır patır öldürülüyordu. Bu saydığım isimlerin hepsi, hepimiz hedeftik.

Ama kimsenin aklına ayrıcalıklı bir sınıf gibi çakar kullanmak gelmiyordu.

Şimdi ise kendilerini önemli ve değerli hissetmek için “çakar”a ihtiyaç duyan gazetecilerden geçilmiyor ortalık.

Çocukları da bunu bir hak zannediyor belli ki!

Yazık!

Yine de valiliğe helal olsun.

Bunun bir hak olmadığını çok net gösterdiler.

Ne zaman insan oluruz?
Eğriyi doğru diye yutturmaya kalkışmadığımız zaman."

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
Manşet haberler
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •